HaberEstetik Menü

Ağız ve diş sağlığını korumak için yapılacak günlük temizlik uygulamalarından biri de ağız ve diş temizliğidir. Sindirim sisteminin başlangıç bölümü olan ağız, temizliğine en çok özen gösterilmesi gereken bir vücut bölümüdür

Ağzı oluşturan başlıca organlar; dişler, diş etleri, dil, damak, dudak ve yanak içidir. Bu organların temizliği ve bakımı, diğer tüm organların sağlığını etkilemesi yönünden önemlidir.

Ağız sağlığı, ağız, dişler, dil vb. organların hastalıksız, kusursuz, görevlerini tam, düzenli ve eksiksiz yapabilmesi durumudur. Ağız ve dişlerin sağlıklı olması hoş bir görünüm vererek bireyin konuşma, gülme gibi durumlarda rahat hareket etmesine yardımcı olur.

ağız ve diş sağlığı

ağız ve diş sağlığı

Besinleri koparma, çiğneme ve öğütme gibi işlemler, dişler ve ağızdaki diğer yapılarla sağlanır. Ayrıca dişler konuşmada da etkilidir (Örneğin T sesini çıkarmada). Bu nedenlerle ağız ve diş sağlığı, vücut sağlığı demektir.

Dişlerin görevlerini yapabilmeleri, eksiksiz ve sağlıklı olarak büyümelerine bağlıdır. Kalıcı (sürel) dişler, diş sağlığına dikkat edilirse yaşam boyu ağızda kalır. Kalıcı dişlerin düzenliliği ve sağlığını süt dişlerinin sağlığı da etkiler. Bu nedenle süt dişlerine de gereken önem verilmelidir.

Diş yuvaları ile dişleri sarıp koruyan ve yumuşak dokulardan oluşan diş etinin sağlıklı olması, ağız ve diş sağlığının korunup diş kayıplarının önlenmesi yönünden önemlidir.

Yeterli özen gösterilmediğinde görülübilecek önemli bir rahatsızlık diş çürümesidir.

Dis çürümesi

Yeterince temizlenmeyen ve bakımlı olmayan dişlerin yüzeyinde zamanla diş plağı (kir plağı) oluşur. Diş plağı, besin artıkları, mukus salgısı ve milyonlarca bakterinin oluşturduğu kir (birikinti) katmanıdır. Düzenli temizlenmeyen ve fazla şekerli besinlerle beslenenlerin ağzında giderek artan bakteriler şekerli besinleri ayrıştırarak asit oluşturur.

Dişlerin çevresinde biriken besin artıkları ile olumsuz bünyesel etkenler ve sulardaki flor eksikliği dişlerde çürük oluşumunu hızlandırır.

one

EstetikEstetik cerrahlar estetik cerrahi uygulamalarında yüzü bir bütün olarak ele alıyor ve yüzün tüm unsurlarıyla uyumlu hale gelmesini sağlamak için “Profiloplasti” ameliyatları yapıyor. Bu ameliyatlar hoş bir profilin ötesinde, anlamlı ifadesi olan bir yüz yaratmayı hedefliyor.

Profiloplasti kapsamında, burun, çene, alın ve elmacık kemiklerini kapsayan işlemler yapılıyor. Burada “altın oran” dediğimiz nokta göz önüne alınıyor. Yani alın-burun-çene üçgenindeki bölgenin yaklaşık 1/3 oranında birbirine yakın dengede olmasına dikkat ediliyor. Bu da burun ameliyatında bu oranlara dikkat edip, birbirleriyle ilişkilerini düzenlememizi gerektiriyor.

Çünkü burun estetiği yapıyorsak, alın veya çene ucunun fazlalığı veya eksikliği, yapacağımız yeni burnun istendiği biçimde görülmesini engelliyor. Yani burun daha büyük veya daha küçük hissediliyor. Bundan dolayı plan yapılırken hasta ile konuyu enine boyuna tartışıp karar vermek gerekiyor. Ayrıntıların önceden hastayla konuşulması, operasyon sonrasındaki olası hayal kırıklıklarını da önlüyor.

Bu işlem, ameliyat esnasında hafifçe çene ucunu törpülemek ya da burundan ameliyat esnasında çıkan ve atılacak olan parçacıkları çene ucuna yerleştirmek biçiminde olabiliyor. Bu durum ameliyat sırasında cerrah için ayrıca bir zaman gerektirmiyor. Bu oransal yaklaşım, yaptığımız estetikten daha mükemmel bir sonuç almamızı sağlıyor. Böylece hem daha doğal bir estetik sonuç çıkıyor hem de hastanın kendi dokusunun kullanılması önemli bir avantaj sağlıyor.

Profiloplasti her zaman bu denli kolay olmuyor. Destek için vücudun başka yerlerinden doku transferleri veya sentetik implantlar kullanmak da gerekebiliyor. Bazen de ağır çene ameliyatlarına ihtiyaç duyuluyor. Bir kez daha altını çizmemiz gerekir ki; hasta tüm bu konular hakkında detaylı olarak bilgilendirilmeli ve karşılıklı olarak tartışılmalıdır. Profiloplasti kapsamında burun estetiği yaparken, bazen alt çenede de işlemler yapmamız gerekebiliyor. Burada sorun çene ucunun az ya da geride gelişmesinden kaynaklandığından, çene ile burnun oransal durumunu göz önünde bulundurularak estetik yapmak önem taşıyor.

Çene ameliyatlarında, ağız içinden girilerek özel maddelerden yapılmış implantlar yerleştirilebiliyor. Ya da kişinin kendi dokusu enjekte edilebiliyor. Bu doku, karın, kalça gibi bölgelerden ya da liposuction, meme küçültme gibi ameliyatlardan arta kalan dokulardan elde ediliyor. Eğer alın ve elmacık kemikleri üzerinde de düzeltmeler yapmamız gerekirse, uygun tipte doku maddeleri yerleştirebiliyoruz.

Yüze ilk bakıldığında en dikkat çeken organların başında burun geliyor. Ülkemiz plastik cerrahları bu konuda hem çok şanslı, aynı zamanda da çok tecrübeli. Asistanlığım ve sonrasında hocalarım Dr. Namık Baran ve Dr. Onur Erol ile çalışırken burun ameliyatı yapmadığımız bir günümüz geçmezdi. Hatta günde 4-5 burun ameliyatı yaptığımız çok olmuştur. Günümüzde de burun estetik ameliyatları sayılarında herhangi bir azalma olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Dr. Nuri Soysal

3 com

Kars’ın Sarıkamış ilçesi Yarkaya köyünde yaşayan Serkan Yıldız, annesinin temizlik yaptığı sırada yıpranmış olan elektrik süpürgesinin kablosunu ısırınca elektrik akımına kapıldı. Üst dudağı parçalanan Serkan Yıldız’a Erzurum Numune Hastanesi estetik plastik cerrahi bölümünde ameliyata alındı. Elektrik süpürgesinin kablosunu ısırması sonucu üst dudağı tamamen parçalanan 2 yaşındaki Serkan Yıldız’a Numune Hastanesindeki ameliyatla üst dudak yapıldı.

Estetik

Estetik plastik cerrahi uzmanı Dr. Emsen Operasyonu anlattı:

Dr. Murat Emsen, yaptığı açıklamada, hastanın kendilerine geldiğinde üst dudağının tamamen olmadığını söyledi.
Atatürk Üniversitesi Aziziye Araştırma Hastanesi’nde yanık tedavisi gören Yıldız’ın daha sonra hastanelerinde ameliyat edildiğini belirten Dr. Emsen, ”Hasta bize geldiğinde üst dudağını sadece yarım santimetrelik doku parçası tutuyordu. O parça da tamamen ölü dokulardan oluşuyordu” diye konuştu.

Ameliyatla ilk olarak ölü dokunun alındığını ifade eden Estetik Cerrah Dr. Emsen, şunları söyledi: ”Yaptığımız 3 saatlik ameliyatla alt dudaktan aldığımız kas liflerini üst dudağa diktik. Üst dudağın diş etleri ile olan yapışıklığını da ortadan kaldırdık.

Operasyon sonrası üst dudak yeniden işlevini kazandı. Ameliyat olmadan önce hasta gülemiyor ve katı besinler yiyemiyordu. Artık katı besinleri yiyebilen Serkan, gülme reflekslerini yeniden kazandı.”

Serkan’ın babası Turan Yıldız, ”Bir anlık ihmal sonucu Serkan’ın üst dudağı yandı. Ameliyat olana kadar Serkan’ı çay kaşığı ile besledik” diye konuştu. Yapılan ameliyatla oğlunun dudağa kavuştuğunu ifade eden Turan, çok mutlu olduğunu sözlerine ekledi.

5 com

Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Selçuk Kihtir ve Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Tuğrul Kihtir, meme kanserinin cerrahi tedavisi konusunda sorularımızı yanıtladı:

Meme kanserinin cerrahi tedavisi nasıldır?
Son 10 yılda meme kanserinin cerrahi tedavisinde önemli değişiklikler oldu. Bugün meme dokusunun tamamının çıkarılması (mastektomi) yerine, sadece kanserli dokuyu çıkardığımız meme koruyucu cerrahi ön plana geçti.

Hastaya hangi durumlarda kemoterapi uygulanıyor veya cerrahi müdahele yapılıyor?
Hastaya kemoterapi verilip verilmemesine karar vermek, önemli bir konudur. Burada bilinmesi gereken, tümörün boyutları, koltuk altı lenf nodlarına sıçrayıp sıçramadığı ve metastazın olup olmadığıdır. Tümör boyutlarının çok büyük olduğu ve metastaz saptanan vakalarda, kemoterapi cerrahi müdahaleden önce verilebilir.

Hangi durumlarda meme tamamen alınıyor?
Geç teşhis nedeni ile büyük boyutlara ulaşmış tümörlerde, aynı memede birden fazla lokalizasyonda görülen tümörlerde ve bazı tümör patolojilerinde mastektomi hâlâ geçerli cerrahi metottur. Artık günümüzde çağdaş meme merkezlerinde, mastektomi sonrası plastik cerrahi departmanı ile ortak çalışarak meme dokusunun alındığı aynı seansta meme rekonstrüksiyonu da yapılabildiğinden, kadınların mastektomi sonrası gelişen psikolojik sorunları da minimuma indirilmiştir.

Meme rekonstrüksiyonu nedir?
Genellikle meme kanseri nedeniyle cerrahi olarak alınan memenin yeniden yapılmasıdır. Rekonstrüksiyon, silikon veya serum fizyolojik içeren protezler (implant) yardımıyla, ya da hastanın kendi dokusu kullanılarak (otojen) gerçekleştirilebilir. Bu, mastektomiden hemen sonra, hasta hiç uyanmadan yapılabileceği gibi; aylar, hatta yıllar sonra da yapılabilir.

Protez kullanılarak meme rekonstrüksiyonu nasıl gerçekleştirilir?
Teknik olarak, protezle yapılan rekonstrüksiyonlarda, alınan memenin derisi, doku genişletici bir protez yardımıyla 2-6 ay içinde serum fizyolojik yardımıyla genişletildikten sonra, kalıcı son protez yerleştirilir. Protezler silikonlu, serum fizyolojikli ya da bunların kombinasyonu olabilir. Benzer şekilde protezlerin değişik şekil ve büyüklükleri de mevcuttur. Protez kullanımında uygulanan yeni sayılabilecek bir diğer yöntem de, genişleyebilen protez kullanımıdır. Burada genişleyebilen protez ilk ameliyatta yerleştirildikten sonra, meme derisinin 2-3 ay içinde genişletilmesini izleyerek protez yerinde bırakılmaktadır. Bu yöntemde, kalıcı protezin yerleştirildiği ikinci ameliyat gereksiz kılınmaktadır.

Hastanın kendi dokuları kullanılarak meme yeniden yapılabilir mi? Evet. Teknik olarak, hastanın kendi dokusunun kullanıldığı (otojen) meme rekonstrüksiyonlarında, değişik dokulardan (flep) yararlanılabilir. Bunlar karın duvarı, sırt ve kalça bölgelerinden alınabilir. En sık uygulanan TRAM flep kullanımında, karın alt bölge derisi, altındaki fazla yağ ve kas dokusu ile birlikte meme bölgesine alınır ve ya köküne bağlı (pediküllü) olarak ya da serbest flep olarak mikrocerrahi yöntemle yerleştirilir. Burada hastanın kendi dokusu kullanıldığı için, hem doğal görünüm ve kıvamlı meme yapılabilmekte, hem de karındaki fazla deri-yağ dokusu giderilmektedir. Otojen meme rekonstrüksiyonu protez kullanılan rekonstrüksiyona kıyasla teknik olarak daha detaylı ve uzun bir girişimdir ve hastanede kalma süresi de 2-3 gün daha fazladır.

* Yeniden yapılan memenin diğer memeyle uyumu nasıl sağlanıyor?
Gerekmesi durumunda, her iki yöntemden sonra yaklaşık 2-3 ay içinde gerçekleştirilen 2. evre ameliyatında, diğer memenin genellikle ya yukarı kaldırılarak (mastopeksi) ya da şekillendirilerek yeni yapılan memeye uyumu sağlanır. Yine bu ameliyatta ya da 2-3 ay sonra gerçekleştirilen 3. evre ameliyatında, meme ucu yapılarak rekonstrüksiyona son verilir.

* İyileşme dönemi nasıldır?
Ameliyat süresi, ilk rekonstrüksiyon ameliyatlarında protez kullanımı için 1-2 saat, flep ameliyatı için 3-5 saattir ve genel anestezi altında uygulanır. Hastanede kalış süresi protez kullanımında 1-2 gün, flep kullanımında 3-5 gündür. İlk rekonstrüksiyonu izleyen girişimlerden sonra, genellikle hastanede kalmak gerekmez. İşe dönüş protez ameliyatından sonra yaklaşık 1-2 haftada, flep ameliyatından sonra 3-4 haftada olur. Ağır egzersizlere, protez kullanımından sonra yaklaşık 4-6 haftada, flep kullanımından sonra ise 6-8 haftada başlanabilir.

none

İlk Görüş:
Dünya Göz Hastanesi Oküloplasti Bölüm Başkanı Dr. Akın Banaz’a göre; göz çevresinde yapılan uygulamaların, gözün görme kalitesini etkileyip kalıcı hasar bırakmaması için oküloplasti (göz estetiği) konusunda eğitim almış göz doktorlarınca yapılması gerekiyor: “Göz kapağı vücuttaki diğer dokulardan çok farklı bir bölge. Göz kapağını açan ve kapayan kas, yağ dokuları, gözyaşı bezi, cilt ve destek dokularından oluşur.

Cerrahi girişimlerin tümünde sağlam dokuların zarar görmemesi ve istenilen yere müdahalenin yapılması çok önemli. Bu sebeplerle; göz çevresi estetiğini, göz kapağı anatomisini ve estetik cerrahi ilkelerini bilen göz doktorları rahatlıkla yapabilir.” Göz çevresinde yapılan estetik operasyonlarda her derde çare var:

Göz kapağı torbaları: Operasyonlar ortalama her bir göz kapağı için 15-20 dakika sürüyor. Operasyon genellikle lokal anestezi ile yapılıyor ve hastaneye yatmayı gerektirmiyor. Hasta, operasyondan bir hafta sonra işine başlayabiliyor.

Göz kapağını astırma: Operasyon genellikle lokal anestezi ile hasta uyutulmadan uygulanıyor ve hastaneye yatmayı gerektirmiyor. Hasta, bir hafta sonra normal hayatına dönebiliyor.

Gözyaşı bezi sarkması: Gözyaşı bezindeki sarkma, göz kapağının dış kısmında şişlik olarak kendini gösteriyor. Gözyaşı bezindeki sarkma, yağ dokusu fıtıklaşması ile karıştırılıp yanlış bir şekilde alınabilir. Bu nedenle gözyaşı bezindeki sarkma uygun bir şekilde tamir edilmeli. Blefaroplasti uygulanırken, eğer gözyaşı bezinde sarkma var ise tanınmalı ve tamir edilmeli.

Kaz ayaklarına botoks: Kaz ayaklarının düzeltilmesinde en sık uygulanan yöntem; botoks. İlaç, uygulandığı yerdeki kasların kuvvetini azaltarak etki ediyor. Uygulanım yeri ve ilacın dozu, iyi sonuç almada çok önemli. Gereğinden fazla uygulanılan tedavi ile ‘ifadesiz maske yüzü’ oluşabiliyor. Botoksun etkisi genel olarak 3 ay. Ancak ilacın sürekli kullanımı durumunda etki süresi uzuyor.

Diğer Görüş:

Estetik cerrahlara güvenmelisiniz
Estetik ve plastik cerrah Doç. Dr. Nazım Çerkeş, göz çevresi estetiğinin kesinlikle plastik cerrahlarca yapılması gerektiğini savunuyor: “Estetik uygulamalarda göz kapaklarının estetiği yapılırken; birçok hastada kaşların yukarıya kaldırılması ya da elmacık kemiği üzerindeki yağ yastıkçıklarının yukarıya asılması gibi yüz gençleştirme işlemleri de yapılıyor. Yüz estetiği çoğu zaman bir bütündür. Bu nedenle göz çevresi estetiğinin bu tür yüz gençleştirme işlemlerini de yapabilen estetik cerrahlar tarafından yapılması uygun olur. Dünyada da göz çevresi estetiği estetik cerrahlar tarafından uygulanıyor, bu işe göz cerrahları çok fazla müdahale etmiyor.”

Sabah

5 com

48 saat içinde memeye dönüşen karın dokusunun yaşayıp yaşamayacağı anlaşılmakta. Bu kritik devre atlatıldıktan sonra yenilenmiş organ sadece birkaç hafta içinde bedenle kaynaşabiliyor. Beden dokusuyla gerçekleştirilen ameliyat sonrasında hastalar psikolojik olarak tamamen iyileşiyor.Mikrocerrahlar kanser nedeniyle memeleri alınmak zorunda kalınan hastalarına, karın yağlarıyla yeni meme dokusu biçimlendirebiliyor. Yenilenmiş organ ömür boyu kalıcı olduğu için de kadınlar travmatik sorunlar yaşamıyor. Ancak teknik birçok doktor tarafından henüz bilinmemekte.

A.T hanımın hayatı her zaman alışveriş ettiği bir iç çamaşırı dükkanında değişecekti. Sağ memesi kanser yüzünden alınan 47 yaşındaki kadın, yine eskimiş pamuklu protez yerine yenisini ısmarlamak için gelmişti. ‘Neden alınan memenin yerine yenisini yaptırmıyorsun’ diye soran satış elemanından o gün kendi karın yağlarıyla yeni göğüslerine kavuşan kadınlarla ilgili öyküler dinledi.

Gerçi geliştirilmiş erken tanı yöntemleri ve daha iyi ameliyat teknikleri sayesinde kanserli meme eskisi kadar tümüyle alınmıyor, ama yine de kanser nedeniyle kaybedilen organların yenilenmesiyle ilgili büyük bir talep var, diyor Alman estetik cerrahı Axel- Mario Feller.

Meme yenileme ameliyatı, yapay veya bedenden alınan doğal hammaddelerle yapılmakta. Fakat farklı yöntemler hastalar kadar doktorlar tarafından da pek bilinmiyor.

Japonya’da keşfedildi

Tümör yüzünden alınan meme, genelde silikon yastıklarla yenilenmekte. Ama A.T bedeninde yabancı madde taşımak istemediği için karın yağıyla gerçekleştirilen yenileme ameliyatı ilgisini çekmişti.

Japonya’da keşfedilen yöntem Amerika’da iyice geliştirildi ve iyi bir lojistik ve beceri gerektirmekte, diyor bu ameliyat tekniğini kliniğinde uygulayan Feller. Cerrah, kaslara zarar vermeden elips biçimindeki dokuyu damarlarla birlikte karın duvarından alıyor ve uygun biçimde kesiyor ve boşalmış meme yerinin yerine yerleştiriyor.

Doğal beden dokusuyla yapılan meme yenileme ameliyatı Avrupa genelinde 200 cerrah tarafından uygulanmakta.

Tekniğin Amerikalı öncülerinden olan Robert Allen’in meme yenileme operasyonlarıyla ilgili uzun vadeli araştırmasını yapmış olduğu Louisiana Devlet Üniversitesinde, yöntemin diğerlerinden hem daha güvenli hem de daha iyi olduğu anlaşıldı.

Doğal yağ dokusuyla gerçekleştirilen ameliyatların sadece %1’inde karın yağıyla yenilenen meme kalıcı olmamış.

Yaşam kalitesi iyi

Kanada’da da ise karın ve memenin dört saatlik tek bir girişimde ameliyat edildiği, sağlıklı operasyon tekniğinin maliyeti üzerine yapılan araştırmalar ‘DIEP Flap’ (operasyon yönteminin İngilizce kısaltılmışı: Deep Inferior Epigastric Artery Perforator Flap) tekniğinin lehine sonuçlandı.

Amerika’daki 9000 dolarlık (Avrupa’da en az 15.000 euro) yenilenme ameliyatı kas dokusu implantından daha pahalı olmamasına rağmen, daha iyi bir yaşam kalitesi sunmakta.

Yapay implantlara karşın, doğal yağ dokusundan elde edilen meme, hastanın bedeniyle uyumlu olarak şişmanlayıp, zayıfladığı gibi onunla birlikte yaşlanıyor. Ve bir kez bedenle kaynaştıktan sonra ömür boyu kalıcı olmakta.

Oysa silikon yastıkların on yılda bir hatta bazen daha kısa sürede değiştirilmeleri gerekiyor. Ve her ne kadar yapay implant malzemeleri günden güne geliştirilse de organizma bunlara karşı ağrılı bir ‘kapsül fibrozu’ ile reaksiyon gösterebiliyor.

Epigastrik damarlar

Hastanın beden dokusuyla gerçekleştirilen ameliyattan önce dekolte, meme biçimi ve karın çizgileri işaretlenmekte. Karından alınacak elips biçimindeki parça ölçüldükten sonra ise (aşağı yukarı 30cm uzunluğunda ve 14 cm genişliğinde) karın duvarı kesiliyor.

Bundan sonraysa sıra işin en zor kısmına, yani girişime adını veren ‘epigastrik’ damarlar aranmasına geliyor. Karnın içi kısmında kasları besleyen dikey toplar ve atar damarlar bunlar. Bu girişim çok dikkat istiyor, çünkü damarların hiç hasar görmeden meme boşluğuna aktarılması gerekmekte.

Bu damarların aranması sırada memenin eski dikiş yeri açılarak ‘mamaria arteri’ (meme toplar damarı) hazırlanmakta.

Bazı hastalarda ‘mastektomi’ (memenin tümüyle alınması) ameliyatı sırasında çok sayıda sinir hasar görür. Fakat meme yenilme ameliyatlarının uygulandığı hastanelerde şimdi cerrahlar daha dikkatli davranarak estetik cerrahlarının kullanabileceği sinirleri köreltmeden bırakmaya özen göstermeye başladılar.

Psikolojik iyileşme

Karından alınan parçadaki damarlar ve sinirler meme damarları ve sinirleriyle bağlandıktan sonra, elips biçimindeki karın parçası meme boşluğunun üzerine yerleştirilerek dikilmekte. Dikiş izi genelde bikini sınırında kalıyor. Ameliyattan sonraki 48 saat çok önemli. Bu süre içinde ameliyatlı bölgenin ısısı dikkatle takip edilmekte, sonuçta bu süre içinde memeye dönüşen karın dokusunun yaşayıp yaşamayacağı anlaşılmakta. Bu kritik devre atlatıldıktan sonra yenilenmiş organ sadece birkaç hafta içinde bedenle kaynaşabiliyor.

Beden dokusuyla gerçekleştirilen ameliyat sonrasında hastalar yeniden eski bedenlerine kavuşmakla kalmayıp, psikolojik olarak da tamamen iyileşiyorlar.

Oysa en iyi meme implantı hakkında bilgi almak isteyen hastaların birçok cerrahtan aldıkları yanıt ‘Hayatta kaldığınız için sevinmelisiniz’ şeklinde.

Bu deneyimi 24 yaşındaki J.L.’de yaşamış. ‘Bizim ne şekilde yaşadığımız onlar için pek önemli değil’ diyen J.L. bedeninde ailesindeki diğer kadınların kansere yakalanmasına yol açan ‘BRCA-1’ genini taşıyordu. İki yıl önce teşhis edilen kötü huylu tümör alındıysa da kanser riski sürüyordu. Böylece J.L. kemoterapi ve ışın tedavilerinden sonra ailesinin de desteğiyle iki memesini de aldırarak meme yenileme ameliyatı olmaya karar vermiş.

8 kadından biri

Dünya genelinde sekiz kadından biri her yıl kanser yüzünden mastekomi ameliyatı olmak zorunda. Dişiliğin, cinselliğin ve anneliğin sembolü olan memenin yokluğu kadınların çoğunda güçlü travmalara neden olmakta. Almanya’da gerçekleştirilen bir araştırmaya göre dokuz kadında birinde görülen meme kanseri yılda 45.000 yeni vakayla en sık yaşanan kanser türü.

Hastaların üçte birinde sadece kötü huyla tümör temizlenmekte. Bazı özel kliniklerde ise vakaların %79’unda hastalar memelerini kaybetmiyor.

En basit yenileme yöntemi olan silikon jeli, J.L. için hiç uygun değildi. Hastanın estetik konusunda kaygıları vardı. Ayrıca silikon implantı taşıyan bir arkadaşının da geceleri sanki iki termofor üzerinde yatıyormuş gibi hissettiğini anlatması onu korkutmuştu.

Yeni meme bedendeki çeşitli dokulardan biçimlendirilebiliyor. Mesela ‘Latissimus dorsi’ olarak adlandırılan büyük sırt kasından. Doku parçası cerrahi girişimle elde edilen bir tünelden, ‘çalınıp’ koltuk altından göğüs bölgesine aktarılmakta.

Doktorlar sırt dokusuyla gerçekleştirilen ameliyatların çok başarılı olduğunu söyleseler de sırtta meydana gelen bu ‘bozukluk’, kol ve omuzda güç kaybına da yol açabiliyor. Tahminlere göre hastaların üçte biri bu ameliyattan sonra yük taşırken, ağır ev işi yaparken hatta saçlarını tararken bile zorlanıyorlar.

Meme ucu da tamam

Beden dokularıyla gerçekleştirilen diğer bir yöntem de karın duvarını, dolayısıyla da tam bedeni zayıflatmakta: Karnın alt kısmındaki kas, yağ ve cilt dokusundan elde edilen parçayla elde edilen implant. J.L. bu ameliyattan sonra sadece spora veda etmekle kalmayıp hamile kalma şansını da yitirecekti. Böylece jinekolog ve estetik cerrahları arasında geçen yoğun araştırmalar sonucunda DIEP Flap yönteminin kendisi için en uygun olanı olduğuna karar verdi.

Meme kanseri geni kontrolü yaklaşık beş seneden beri yapılmakta. O zamandan bu yana git gide daha fazla genç kadınların başvuruda bulunduklarını söyleyen cerrahlar hastaların karnında yeterli bulunmayan yağ dokusunun 10 ila 20 yıl içinde laboratuarda bile üretilebileceğine inanıyorlar. Avrupa’nın altı kliniğinde meme yenileneme ameliyatı için gerekli yağ hücresi üretimi denenmeye başladı bile.

DIEP Flap yöntemiyle gerçekleştirilen meme yenileme operasyonunda meme uçları cilt dokusuyla biçimlendiriliyor. Ve birkaç ay sonra da dövmeyle renklendirilmekte.

Ülkemizde de uygulanıyor

Bu tekniği ülkemizde uygulayan estetik cerrahlardan Prof. Dr.Nazım Durak şu açıklamayı yaptı: Meme kanseri nedeniyle göğüsü alının bayanlara tek seansta karından alınan doku parçasıyla eski memenin aynısı 2 saatlik ameliyatla gerçekleşiyor. Yaşam boyu yeni memesiyle hasta mutlu oluyor bunun fiyatı ise 5 ile 10 bin dolar arasında. Kamuoyunda başka yerlerden alınan yağ veya doku parçasının memeye yerleştirildiği sanılıyor. Bu doğru değil.

2 com

Karbondioksitin cilt üzerine olumlu etkilerinden yola çıkılarak geliştirilen bu terapi yönteminde ; cilt altına verilen Karbondioksit gazının cilt elastikiyetini arttırdığı ve uygulama yapılan bölgelerde dokuları sıkılaştırdığı ve selülitin giderilmesi, bölgesel incelme sağladığı tespit edilmiştir.

Sistemin medikal anlamda net olarak kullanılmaya başlanması, 1930 yılında, bir grup Kardiyoloji uzmanı
tarafından, Periferal Arteriopatie olgularında gerçekleştirilmiş ( Royat Kaplıcaları / FRANSA ) ve uygulama yapılan hastalar üzerinde sevindirici sonuçların alınmasıyla birlikte bu tedavi yönteminin ve uygulama alanlarının geliştirilmesine ve genişletilmesine karar verilmiştir.

Karbondioksit terapi yöntemi; 1953 yılından itibaren büyük bir hız kazanmıştır yapılan çalışmalar,
ilk defa, Kardiyoloji uzmanı, Dr.Jean Bapiste tarafından basılı yayın haline getirilmiş
ve Tıp literatürlerindeki yerini almıştır.

Ciltaltı , karbondioksit gazı uygulamalarının, video mikroskobik incelemelerinde, uygulama yapılan bölgelerde vaskularizasyonun arttığı, bebek ve uyuyan damarlar olarak kabul edilen birçok non-fonksiyonel minik kapiler damarların fonksiyonel olarak devreye girdiği ve bölgenin oksijenasyonunu artırdığı da tespit edilmiştir.
Karbondioksit oksijene göre 20 kat daha hızlı dağılan bir gazdır. Uygulama sonrası bölgeye çevre dokulardan daha fazla oksijen gelir ve dolaşım hızlanır. Karbondioksit hızla uzaklaştırılır. Yağ yakımı birden hızlanır.

Karbondioksitin bölgesel olarak yağ dokusu içine uygulanması ile yağ hücrelerinde lipolitik etki oluşur.
Bu etki uygulanan bölgedeki kan akımının artmasının bir sonucudur.
Kan akımı artışı ile birlikte o bölgeye taşınan oksijen miktarı da artar dolayısıyla yağ hücrelerinin
yıkımı sağlanır.
Yağ dokusu içerisine karbondioksit gazı uyguladığımız zaman benzer mekanizmalarla vücudumuz
o bölgedeki oksijeni arttırmak için kan dolaşımını arttırır.

Bu olay basitçe şöyle açıklanabilir ;
Fiziki hareketlerin hızlanması ile birlikte vücudumuzdaki enerji ihtiyacını karşılamak için hücresel
metabolik olaylar artar, bunun sonucu olarak enerji ve karbondioksit oluşur.
Oluşan karbondioksiti uzaklaştırmak, enerji miktarını arttırmak için daha fazla oksijene ihtiyaç duyarız.
Bu nedenle de fiziksel aktivitenin artması ile de daha fazla oksijen ihtiyacı gündeme gelir.
Bölgeye ulaşan oksijen ile yağlar daha hızlı yanar ve artmış kan akımı ile de bölgeden kolaylıkla uzaklaştırılır.

Her yaştan herkese yapılabilir. Toksik etkisi yoktur. Kan basıncını etkilemez. Hastanın diyabetinin olması karboksiterapi için engel değildir.

İnsan vücudunda dinlenme esnasında bile, 2 Litre kadar Karbondioksit gazı oluşur.
Normal de vücudumuzda var olan bu gazın hiçbir toksik etkisi yoktur.
Laporoskopik cerrahi de ;Karbondioksit gazı karnı şişirmek amacıyla 20 litre kadar kullanılmaktadır.
Bu kadar büyük bir hacimdeki, karbondioksit gazının bile toksik etkisine rastlanmamıştır.
Oysa; Estetik amaçlı olarak her bir seans da kullanılan karbondioksit, gaz miktarı ise sadece,
200- 300 cc kadardır. Dolayısla bu miktarın ne kadar düşük olduğu da ortadadır.
Uygulama bölgesinde hafif bir yanma ve dolgunluk hissi olabilir. Uygulamalar sonrasında bölgede morluklar olabilir,bunlar geçicidir. Uygulamalar esnasında, bölgeye verilen C02 basit el maniplasyonları ile dağıtılmalıdır,hedef uygulama alanı , uygulama öncesinde 4- 6 eşit alana paylaştırılmalı ve her bir alana verilen C02 gaz miktari,30 ile 50 cc yi aşmamalıdır . Bu miktarın aşıldığı durumlarda,
bölgede krepitasyon seslerinin duyulması, kızarıklıkların ve morlukların oluşması,
yanma ve ağrı gibi yan etkileri gündeme getirecektir.

Morluklar özellikle iğnelerin kapiler damarlara rast gelmesinden kaynaklanmaktadır ancak ;
herhangi bir problem oluşturmaz bir müddet sonra da kendiliğinden kaybolur, bu süreyi kısaltmak
amacıyla bölgeye heparinoid etken maddeli pomadların ve soğuk bir kompres uygulanmasi yeterlidir.
Karboksi terapide kullanılan 30 G çapındaki iğnelerle yapılan uygulamalar esnasında ağrı yok
denecek kadar azdır.Dolayisiyla uygulamalar genelde rahattır ve ekstra bir onlem alınmasına gerek yoktur.

Karbondioksit tedavisi, liposuction öncesi ve sonrası, bölgesel zayıflama, doğum sonrası oluşan çatlaklar (Sitriae ),
selülit, sarkma tedavileri dışında ayrıca psoriasis (Sedef hastalığı ) ,antiaging, skar tedavisi, deri greftleri öncesi ve sonrasında,ülseröz ve kapanmayan yara iyileşmelerinde ( Diyabet , Dekubitis ) kullanılmaktadır.

Son dönemlerde özellikle Üroloji de, mikrodolaşım bozukluğuna bağlı Penis Erektil Disfonksiyon problemlerinde, Romatizma problemlerinde ( Otoimmun Artritis ), spor hekimliğinde ,fiziksel aktivitenin ve eforun artırılması , travmatik spor yaralanmalarında iyileşme sürecinin hızlandırılması, Organik ve fonksiyonel periferik arter problemleri, diabete bağlı kılcal damar patolojilerinde, ve damar sertliği ( arterioscleroz) problemlerinde uygulama alanı bulunan Karboksi Terapi yöntemi,uygulaması kolay, emniyetli, yağları eritici , deri elastikiyetini arttırıcı bir tedavi şekli olarak,
Medikal Estetik uygulamalar alanında ki yerini almıştır.

Ancak ; Karboksi Terapi uygulamalarının diğer Estetik uygulamalarla ;
( Endermoterapi, Elektrolipolisis, Ultrasound, Elektroterapi , Mezoterapi ) da birleştirilmesi,
daha kısa sürede ve iyi sonuçlar alınmasına yardımcı olmaktadır..

Uygulamalar esnasında ; mutlaka, kişiye özel bir diyet proğramının düzenlenmesi
istenen etkinin daha kısa sürede alınmasına katkıda bulunacaktır.

Beklenen etkilerin alınması ve gözle görülür değişikliklerin izlenmesi ancak 5. seans
itibariyle başlamaktadır,çok kısa bir süre içersinde, mucizevi iyileşmeler de beklenmemelidir.
Uygulamalardan tam anlamıyla sonuç almak için, 15 ile 20 seanslık bir terapi süresi gerekli olup,
hafta da 2 ile 3 seans arasında değişebilen bir terapi randevusu düzenlenebilir.
Ancak seanslar arasında ki sure, 48 saat ile 72 saat arasında olmalıdır.
Bu süreye mutlaka dikkat edilmelidir.
Tedavi sonrası etki ise, 6 ay kadar kalıcı olabilmektedir. Dolayısıyla bu süre sonunda ihtiyaclara göre yeni bir kür planının düzenlenmesi gereklidir.

Karbondioksit gazının ciltaltı uygulamasının etkileri kısaca şöyle açıklanabilir.

1- Aktif Vazodilatasyon
2- Bohr Effect ( Arteriolization of blood )
3- Dokuların oksijenasyonunun artırılması
4- Sempatolitik Etki
5- Lipolitik Etki

UYARILAR :

Karboksi Terapi uygulanacak kişilerin, tedavi öncesi aspirin almamaları tedavi sonrası ise, dar ve bedeni sıkı sıkıya saran giysilerden uzak durmaları konusunda kesin olarak uyarılması gereklidir. Ayrıca zorlayıcı ekzersizlerden kaçınılması, uygulamadan ,6- 8 saat sonrasına kadar da sıcak banyo almamaları konusunda uyarılmalıdırlar.

ENDIKASYONLARI

Cellulites
Post surgeries
Liposuction
Fibrosis
Colgajos
Scars
Sitriaes
Helping on the treatment of located adiposity
Peripheral arteriopaties
Microangiopaties
Rheumatology
Psoriasis
Ulcers associated with microangiopaties
Erectyl dysfunction associated with microangiopaties

KONTENDIKASYONLARI

Kidney and respiratory insufficiencies
Acute infract of the myocardium
Arterial hypertension
Tromboflebitis
Epilepsy
Pregnancy
Located infections

24 com

Son Yazılan Estetik Haberleri

En Çok Okunan Haberler

En Çok Yorum Yapılan Konular

Son Yorum Yapılanlar:

  • irem: merhaba ben 27 yaşında bir çocuk annesiyim doğumda bi hayli kilo aldım ve daha sonra verdim...
  • Zeynep: Mrb benim de sol gözümde bebeklikden beri göz tembelliği ve buna bağlı şaşılık var.....
  • gülcan: minimum 2.500den başlar 1.500 liraya garanti veriyoruz denilen yerlere güvenmeyin.bu iş...
  • volkan: kanki ayni problem bendede var bende 26 yasindayim hem dislerim bozuk hem de alt cenem...
  • Berde: Arkadaşlar merhaba, ben gruba yeni katıldım ve şimdi kendime kızıyorum daha önce neden...