HaberEstetik Menü

‘Küçüklüğümden beri burnumdan rahat alamadım. Doktorlar da 18 yaşından itibaren ameliyat olmalısın diyorlardı. Liseyi bitirdiğim zaman vakit kaybetmeden estetik ameliyat oldum. Burun bir kere düştü, tekrar yapıldı. Şimdi çok memnunum. İyi ki çok vakit kaybetmeden yaptırmışım diyorum.’

‘Burnumu küçüklüğümden itibaren sevmedim. Ama ailemin estetik ameliyatı karşılayabilecek parası yoktu. Çalışmaya başlar başlamaz, bu iş için para biriktirmeye başladım. Bir yılın sonunda bana kendimi iyi hissettiren bir doktorda ameliyat oldum. Kızlarla aram düzeldi. Düzgün bir ilişkim var. Kimse estetik olduğumu anlamıyor. Zaten anlasalar da fark etmezdi.’

‘Burnumda bir devüasyon problemi ve yamukluk vardı. Ameliyatı yaptırmam gerekiyordu. Estetik ameliyat olmak istedim. Abartılanın aksine ameliyat hiç de zor değildi. Nefes alınamayan gecelerden bahsediliyordu ki, bence yaşadığım şeyin hafif bir nezleden hiçbir farkı yoktu. Her aynaya baktığımda ‘Bu kadar küçük bir çabayla insanı bu kadar mutlu eden başka bir şey var mı?’ diye düşünüyorum. Sorun çok rahatsız ediyorsa hemen gitsinler. Çok mutlu olacaklar. İnsanlar sormadıkça söylemiyorum. Ama söylemekten de çekinmiyorum. Bazen içimden anlatmak geliyor. Sorarlarsa kesin söylüyorum.’

Fiyat, hasta ile doktor arasında

Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Ramazan Kahveci:

İnsanlar bu aralar estetik cerrahlara koşuyor, çünkü yaz geliyor. İnsan kendini yaz aylarında daha formda, daha güzel hissetmek istiyor. Her sene estetik yaptıranların sayısında da bir artış oluyor. Görünen o ki, bu yıl daha fazla.

İnsanların kendine bakması, doktorların deneyim kazanması, medyanın tetiklemesi bu gelişmeyi artırıyor. Dernek olarak bizim misyonumuz ise, ameliyat olmak isteyenlerin gittikleri estetik cerrahta mutlaka ‘Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi’ uzmanı olduğunu gösteren bir diploma aramaları. Bu arada biz dernek olarak fiyat da belirlemiyoruz. Çünkü fiyat konusunun sadece hasta ile doktor arasında olduğuna ve doktorların açıkladıkları fiyatların çok altında ya da çok üstünde yapabildiklerine şahidiz.

Öğle arası estetik molası
Estetikte değişen sadece tabular ve yeni teknolojiler değil, trendler de değişiyor. Örneğin en son trend, ‘Öğle arası ve hafta sonu estetik molaları’. İş Kuleleri, Nişantaşı, Şişli ya da Bebek civarında bir sürü estetik cerrah, botox, bölgesel yağ aldırma gibi zaman gerektirmeyen işlemleri öğle arasında halledebiliyor. Operasyonu geçiren kişi, 30 dakika sonra işe geri dönebiliyor ve hafif şişlikler dışında dışarıdan fark edilen bir iz kalmıyor. Bölgesel liposuction olan kişi de pantolonun içine çorap giymek zorunda kalıyor en fazla. Cuma günü yapılıp pazar günü sargıları çözülen operasyonlar ise, burun, çene, meme estetiği ve liposuction uygulamalarından oluşuyor. İşler yoğun, vakit kısa ama isteyen kişi kendine bakmanın bir yolunu buluyor mutlaka…

İnsanlar Estetiğe neden başvuruyorlar ?

Uzmanlar bu sorunun yanıtını ikiye ayırıyor:

Kendisiyle barışık olanlar ve kendisiyle barışık olmayanlar

Kendisiyle barışık olanlar

- Kendine güvenmek

- İş bulmak

- Eş bulmak

- Güzel ve çekici görünmek

- Arkadaşlarının arasında saygın bir yer edinmek

- Kendine baktırabilmek

- Televizyon dizilerinde ve reklamlarda oynamak

- Yaşlanmaktan korktuğu için

Kendisiyle barışık olmayanlar

- Canı sıkıldığı için

- Eşiyle arası bozulduğu için

- Eşi aldattığı için

- Eşi başka kızlara baktığı için

- Terfi edemediği için

- Herkesin burnuna ya da göğsüne baktığını sandığı için

- Tüm hayatını değiştirmek için

- Herhangi bir film yıldızına benzemek için

12 com

Din İşleri Yüksek Kurulu, 28.11.2002 tarihinde Kurul Başkanı Doç.Dr.Şamil DAĞCI ‘nın başkanlığında toplandı.
estetik cerrahi Dini Soruları Cevaplandırma Komisyonunca hazırlanan Estetik Ameliyat konusundaki rapor görüşüldü. Yapılan müzakereler sonunda:

İslâm dini, insana özel bir yer vermiş, yaratılış gayesinden başlayarak insanın, dünya hayatından ölüm ve ötesine, bireysel yaşayışından sosyal etkinliklerine, ruh ve duygu aleminden beden ve şekline kadar hayatının her safhasıyla ilgilenmiştir. Kur’an-ı Kerim’de insanın yeryüzünde halife olmak üzere (Bakara 2/30) en güzel bir biçimde, ölçülü ve dengeli bir şekilde yaratıldığı (Tîn 95/4), çeşitli nimetler, imkanlar ve güzelliklerle donatıldığı (Beled 90/4,8-10; Mülk 67/23; Nahl 16/8, 12; Hac 22/65; Lokman 31/20) bildirilmiştir.

İnsanı en güzel bir şekilde yaratan Yüce Allah, onun makul ve mutedil ölçüler içerisinde süslenmesine, güzel görünmesine ve güzelliklerini korumasına izin vermiştir. Kur’an-ı Kerim’de, iyi ve güzel şeylerin helal, kötü ve çirkin şeylerin ise haram olduğu bildirilmektedir (Mâide 5/4-5). Bir ayette, “De ki: ‘Allah’ın, kulları için yarattığı zîyneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?’ De ki: ‘Bunlar, dünya hayatında müminler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.’” buyurulmaktadır (A’râf 7/32). Hz. Peygamber, güzel giyinme hakkında kendisine yöneltilen bir soruya “Allâh güzeldir, güzelliği sever” şeklinde cevap vermiş (Müslim, İman, 41), kendisi de hayatında daima temiz ve düzenli olmuş, sade ve güzel giyinmeyi, güzel koku sürünmeyi teşvik etmiştir.

Buna karşılık İslâm’da, insanın doğuştan getirdiği özellik ve şeklinin değiştirilmesi ve bu amaçla yapılacak her türlü estetik ve tıbbî müdahale hoş karşılanmamış; fıtratı bozmayı hedef alan müdahaleler olarak kabul edilmiştir. Fıtratı bozmayı, yaratılışı değiştirmeyi hedef alan tasarruf ve müdahaleler ise, yasaklanmıştır (Nisa 4/119).

Estetik ameliyatlar genel olarak, ya dikkat çekmek, daha güzel görünmek ya da tedavî amacına yönelik olmaktadır.
estetik cerrahi Dikkat çekmek, daha güzel görünmek amacıyla, yaratılıştan verilmiş olan özellik ve şekillerin değiştirilmesi İslâm dininde, fıtratı bozma kabul edilerek yasaklanmıştır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), süslenmek maksadıyla vücuda dövme yapmak, dişleri yontarak seyrekleştirmek gibi ameliyeleri, yaratılışı değiştirmek, fıtratı bozmak kapsamında değerlendirmiş ve bunu yapanları ve yaptıranları kınamıştır (Buhârî, Libâs, 83-87; Müslim, Libas, 33).

Buna karşılık vücudun herhangi bir organında, diğer insanlar tarafından yadırganan, insanın psikolojik olarak etkilenmesine sebep olabilecek, bir anormallik veya fazlalık bulunursa, bunun ameliyatla düzeltilmesi, fıtratı bozmak değil, bir tedavi işlemidir. Tedavi amaçlı olarak yapılan estetik müdahalelere ise dinimizde izin verilmiştir. Nitekim Arfece adlı sahabî, bir savaşta burnu kopunca, gümüşten bir burun yaptırmış, bunun koku yapması üzerine, altından bir burun yaptırılmasına Hz. Peygamber müsaade etmiştir (Ebû Dâvûd, Hatem, 7; Tirmizî, Libâs, 31). Buna göre hastalık sebebiyle saçları dökülenler, kaza sonucu burun, kulak, göz gibi organlarını kaybedenler veya vücudunda doğuştan yada sonradan meydana gelen şekil bozuklukları bulunanların estetik ameliyat yaptırmaları bir tür tedavi olup, fıtratı bozmak kapsamında değerlendirilemez.

Yukarıda zikredilen açıklamalar ışığında; Estetik ameliyatın;
a) salim fıtratı bozmak kastı olmamak,
b) yapılmasında bir yarar veya yapılmamasında mevcut bir zarar bulunmak,
c) hile, aldatma veya karşı cinse benzeme kastı bulunmamak,
d) hukukî karışıklığa ve yanlış anlamaya yol açmamak,
kaydıyla bir tür tedavî olarak yaptırılmasında sakınca olmadığına karar verildi.

Kaynak: Diyanet.gov.tr

4 com

30 Mart Kadın ve Bilişim Günü için Intel ve Ka-Der’in düzenlediği “Hayallerim, hayatım ve bilgisayarım” temalı etkinliğe bir sunum için davet edilen Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Teknoloji, Eğitim, Uygulama ve Araştırma Merkezi (TEKAM) Müdürü Prof. Dr. Muammer Kaya’nın yaptığı tam da bu.

Eskiden “Çocuktan al haberi” denirdi. Artık devir “İnternetten al haberi” devri. Kimin neyle ilgilendiğini, önceliklerini, korkularını, endişelerini, tüketim eğilim ve tercihlerini kapsamlı bir internet analiziyle ortaya koymak artık çok kolay. Tek yapılması gereken bir konu, bir hedef kitle, birkaç internet sitesi belirlemek ve “tık”lardan yola çıkarak bir sonuca varmak.

Türk kadınlarının internette tüketim eğilimleri ve güzellik sırlarına ilişkin ilginç bir araştırma yapan Kaya, kadın ve moda sitelerine belli bir zaman aralığında tesadüfen giren kadınları mercek altına aldı. Nelere daha çok ilgi duyduklarını, öncelikli olarak hangi konuları tıkladıklarını araştırdı. Webometrik bir ölçüm sistemiyle yapılan bu araştırmada 220 bin adetlik tıklamayı değerlendiren Kaya “Türk kadınlarının internet kullanma eğilimlerine güzellik odaklı bir bakış” getirdi. Araştırmanın sonuçları ilginç.

Tasarruf, emniyet gibi konuları erkeğe bırakıyor
Türkiye’de kadınların yüzde 42′si hiç bilgisayar kullanmamış. Kullananların büyük çoğunluğu ise orta ve üst gelir grubunu temsil eden, çalışan kadınlar. Ağırlıklı olarak işyerlerinden internete giren bu kadınları inceleyen Prof. Kaya’nın araştırması Türk kadınlarının öncelikli olarak “pratik” bilgilerle ilgilendiğini ortaya koyuyor. Saç bakımı, perde seçimi, pratik ev bilgisi, leke çıkarma, bilinçli alışveriş gibi konularla ilgilenen kadınlarımız interneti “Bir Martha Stewart rehberi” gibi kullanıyor.

İnternette gezinirken “Önce ben” diyen kadınların öncelikli derdi kendi güzellikleri ve kişisel bakımları. Bunu ev bakımı, pratik ev bilgisi, kıyafet ve takı-mücevher alışverişi gibi konular izliyor. Aile tasarrufu, büyük eşya alımı, aile emniyeti ve güvenlik gibi konularla fazla ilgilenmeyen kadınlar bu tarz daha “derin” bilgilerden eşlerini sorumlu tutmayı tercih ediyor.

İnternet internet söyle bana, nasıl daha güzel olurum bu hayatta?
Türk kadınları en çok manken gibi bir vücuda sahip olmanın “az masraflı” püf noktalarını arıyor. Bunu kırışıklıklar, epilasyon, vücut bakımı, kusursuz bacak ve göğüs bakımı, doğal kalıcı makyaj, saç bakımı, selülit gibi “takıntılar”a aranan çözümler ve sağlık sorunları takip ediyor.

Yaşlanma, kıllanma ve selülit Türk kadınının en büyük korkusu. Güzel görünmek için ise en fazla bacak, göğüs ve saç bakımlarına özen gösteriyorlar. Kadınlar giyim kuşam trendlerini ve hiç vazgeçemedikleri ayakkabı ve çanta modasını da rahatça internetten takip ediyorlar.

Prof. Dr. Muammer Kaya araştırmasında Türk kadınının saç bakımıyla da takıntılı ölçüde ilgili olduğunu ortaya çıkarmış. Güzelliğin en önemli unsurunun sağlıklı ve güzel saçlar olduğunu düşünen Türk kadını internette bol bol saç tipleri, saç bakımı, saç kestirme, şampuan seçimi ve kepek sorunu araştırmaları yapıyor. Kozmetik önerileri için de internete başvuran kadınlar en çok makyaj, el kremleri, yaşlanma karşıtı bakım, kırışıklıklara çözüm kremleri, tırnak bakımı, fondöten, ruj, saç boyası ve parfüm araştırmaları yapıyor.

Hamilelik döneminde egzersiz, kilo ile mücadele ve sutyen seçimi peşindeler..
Prof. Dr. Kaya’nın bulgularından biri de hamile kadınların daha çok internete başvurmaları. Hamileyken boş vakitlerini internette geçirmeyi yeğleyen Türk kadını, bu hassas döneminde hamilelikte egzersiz, sutyen seçimi, tüylerden kurtulma yolları, genç görünmenin sırları, selülit ve kilo ile mücadele yöntemlerinin peşine düşüyor. Prof. Kaya’nın da dediği gibi sonuçta “İnternette de olsa kadın kadındır.”

Jennifer Lopez’e benzemek istiyorlar

Prof. Dr. Muammer Kaya’nın incelemesi Türk kadınının ucuz yolla güzelleşmek için her yola başvuracağını gösteriyor. Bu amaçla en fazla doğal ve kalıcı makyaj tercih eden Türk kadınları estetik ameliyatlara da önem verirken botoksla fazla ilgilenmiyor.
Doğru beslenmektense diyet yapmayı tercih eden Türk kadını güzelleşmek için en fazla kırmızı rengi tercih ediyor. Kilo vermek için spor en az öncelik verdikleri konular arasında yer alıyor. En beğenilen ve kadınların en çok benzemek istedikleri güzellik idolü ise Jennifer Lopez. Bunu yedi kat daha az düzeyde 72 yaşındaki aktris Brigitte Bardot takip ediyor.

Milliyet

one

Türkiye’de doğum oranları her geçen gün azalıyor. Doğum oranları azalırken cinsiyet değişikliklerinde ise önemli farklar ortaya çıkıyor. Erkek çocuk doğumlarındaki oran azalırken, kız çocuklarının dünyaya gelme oranı ise artıyor. Erkek ve kız cinsiyetinde böyle bir tablo ortaya çıkarken, çok ilginç doğum vakaları da meydana geliyor. Ne erkek, ne kız olarak dünyaya gelen çocukların oranı ise son 5 yılda her yıl yüzde 100 artmış. Tıp bunun sebebini henüz çözemezken, din olayı yüzyıllar öncesinden hukuksal bir platforma oturtmuş durumda.

Çift cinsiyetliler artıyor

Halk arasında çift cinsiyet ya da yeni tabirle neo—cinsiyet olarak tanımlanan bu tür doğum vakaları tıp dünyasında hermaphrodite olarak isimlendiriliyor. Burada sözünü ettiğimiz, kişinin kendisini çift cinsiyetli olarak hissetmesi değil, iki cinse ait uzuvlarla doğması. Bu tip doğumlar Türkiye’de konunun uzmanlarını şaşırtıyor. Artışlar iki iken dört oluyor, ya da dört iken sekiz. Rakamlar küçük ama nadir görülen bu vakaların her yıl artması düşündürücü. Aslına bakılırsa bu artış Türkiye için çok büyük bir oranı teşkil ediyor. Çünkü, dünyada sadece her 20 bin doğumdan biri çift cinsiyetli olarak gerçekleşiyor. Türkiye’de bu konunun resmi olarak istatistiki verileri olmasa da, hastahaneler gizli kalmak kaydıyla bu doğum vakalarının çetelesini tutuyor. İstanbul Avrupa yakasında ismi bizde mahfuz bir hastahanede son beş yılda katlanarak çift cinsiyetli doğumlar meydana geldi. Birinci yılda iki vaka ile karşılaşan hastahane yetkilileri, beşinci yılda ise 10 vaka ile karşılaştı. Bir başka büyük hastahanede ise rakamlar daha da korkunç boyuta ulaşmış durumda. Bu hastahane beşinci yılında 14 çift cinsiyetli doğum vakası ile şaşkına döndü.

Dr. Kemal Çevik, çift cinsiyetli doğum vakalarının Türkiye’de yabana atılacak cinsten olmadığını vurguluyor. Çevik sadece konuya dikkat edilmesini istemiyor, bu konu üzerine çalışma yapacak bir birimin oluşturulması gerekteğinin de altını çiziyor. Çevik devamla şunları söylüyor: “Arkadaşlarımdan duyduğum kadarıyla bu vakalar her geçen gün artıyor. Ben de meslek hayatımda bu tür doğum vakaları ile karşılaştım. Eskiden bir vaka gerçekleştiğinde çok konuşulurdu. Ama şimdi normal karşılanıyor, genç doktorlar bile alıştılar. Bu artış hiç normal değil.”

Türkiye’de her geçen gün nüfus artıyor, bunun için çift cinsiyetli doğumların oranlarında bir artışın olması doğaldır görüşünü doktorlar kabul etmiyor. Eskiden mahalle ebelerinin yaptırdığı doğumlar şimdi hastahanelerde gerçekleşiyor, bu yüzden bu vakalar gizli kalıyordu yorumu da yine uzmanlar tarafından inandırıcı bulunmuyor. Dr. Yasemin Büyükbakan bu tarz yorumları kabul etmenin doğru olmayacağını vurguluyarak; “Bunlar gerekçe olarak ileri sürülebilir ama ne derece doğru olur bilinmez. Yalnız bu tür doğum vakaları her ne sebepten olursa olsun bir hastahaneye uğruyor. Yani yine gizli olmaktan çıkıyor. Eskiden nüfus azdı ama bu vakalar nüfusa göre nadir oluyordu. Şimdi ise neredeyse sıradanlaşmış durumda. Bu tür gerekçeler mantıklı değil. Bu olayı iyi değerlendirip etüd etmek lazım” diyor.

Akraba evlilikleri mi, hormonlar mı?

Çift cinsiyetlilerin sayısındaki artışın nedeni şimdilik meçhul. Ama uzmanlara göre kesin olan bir sebep var; akraba evlilikleri. Uzmanlar akraba evliliklerini gerekçe olarak gösteriyorlar ama net ve yegane sebep olarak kabul etmiyorlar. Yani bilim bu konuda henüz yeteri bilgiye sahip değil. Çift cinsiyetli vakaların artması değişen çevre şartlarına bağlandığı gibi; yenilen gıdalardan, radyasyon dalgalarına kadar birçok etken sebep olarak gösterilebilir görüşü ağırlık kazanıyor. Cep telefonları, televizyon, hamburger, yenilen domates bile bu konuda şüpheli birer etken olarak yorumlanıyor. Aslında çift cinsiyetli doğumların genetik sebebe bağlanması Türkiye’de pek geçerli gözükmüyor. Çünkü; Türkiye’de akraba evlilikleri her geçen yıl azalırken, veriler de tam tersi çift cinsiyetli doğumların arttığını belirtiyor. Ayrıca çift cinsiyetli doğumların doğu bölgelerine nazaran batı bölgelerinde daha çok olması bu tezi çürütüyor. Akraba evliliklerinin doğu bölgelerinde yaygın olduğu konusunda hemen hemen herkes hemfikir.

Sultan Hospital Hastahanesi Kadın—Doğum Uzmanı Dr. Esra Çebi, çift cinsiyetli doğumlarda tıp biliminin sadece genetik sebep konusunda bilgiye sahip olduğunu belirtiyor. Çebi, bu olayı sadece akraba evliliklerine bağlamanın da yanlış olduğunu vurgulayarak; “ Tıp sadece şu anda bu sebebi kısmen biliyor. Hormonlu yiyecekler, meyveler, sebzeler, televziyon, arabalar, cep telefonları, radyasyon yayan tüm aletler birer sebep olabilir. Ama bu konuda yüzde yüz kesin bir etken söylemek yanlış olur. Bu konun daha çok araştırılmaya ihtiyacı var. Bu bilgiler sebebi ortaya koyma açısından yetersiz” diyor.

Çocuğunu hastahanede bırakanlar var

Büyük hayallerle bir çocuk sahibi olmak için çaba sarf eden çiftler doğumlardan sonra çift cinsiyetle karşılaşınca şoka giriyor. Hatta bazı aileler böyle bir durumla karşılaştıklarında çocuklarını hastahanede bırakıp gidiyorlar. Psikolojik olarak bunalıma giren çiftler, ne kız ne erkek olan bebeklerinin öldürülmesini bile istiyorlar. Dr. Erdal Kesiç bu tür olaylarla zaman zaman karşılaştıklarını belirtiyor. Kesiç: “Ebeveynler çocuklarının böyle olduğunu duyunca hastahaneyi terk ediyorlar. Kaç defa gidip aileleri geri getirdik. Çocuklarını almak istemiyorlar. Bunu bir ayıp, bir yüz kızartıcı şuç gibi algılıyorlar. Halbuki bu tıbbi bir vaka. Biz bunu ailelere anlatamıyoruz” diyor.

Çift cinsiyetli çocukları olan Kodakoğlu ailesinin babası yaşadıklarını ve duygularını şöyle anlatıyor: “Böyle bir çocuğumuz olduğu için çok üzüldük. Özellikle eşim ilk başta bunu kabul etmekte çok zorlandı. Ama evladımızdı, Allah’ın verdiği bir can idi, yapacak bir şey yoktu. Canımız sıkıldı, psikolojik olarak olumsuz etkilendik; sonra buna alışmak zorunda kaldık. Bu sefer ailenin diğer fertlerine durumu anlatamadık. Konuyu açtığımızda ise bayağı garipsendi, toplum bu konuda çok katı. Olaya mantıklı bakmakta zorlanıyor. Çocuğum 4 yaşına geldiğinde ameliyat ettirdik ve şu anda çok güzel bir kıza sahibim. Geçmişte yaşadıklarımızı da unuttuk.”

Üniversiteler ameliyat ediyor

Çift cinsiyetli olarak doğan çocukların, daha sonra istedikleri bir cinsiyeti tercih etme hakları bulunuyor. Buna aileler ve konunun uzmanları karar veriyor. Yalnız Türkiye’de çift cinsiyetliler her yerde ameliyat edilemiyor. Sadece bazı büyük üniversitelerin tecrübeli doktorları bu cerrahi operasyonları gerçekleştirebiliyor. Çünkü, bu ameliyat kalp ameliyatı kadar hassasiyet, dikkat ve tecrübe gerektiriyor. Sadece üniversite hastahanelerinde yapılan bu tür ameliyatlarda yüklü bir parayı gözden çıkarmak şart. Estetik statüsünde yer alan operasyonun tamamlanması için en az 5 milyar liraya ihtiyaç var.

Dr. Esra Çebi, bu ameliyatlarda oldukça hassas olmak gerektiğini vurguluyor. Çebi: “Bu ameliyatlar sadece birkaç üniversite hastahanesinde gerçekleştiriliyor. Her doktor da bu ameliyatı gerçekleştiremez. Çünkü bu işi bilmek, yani tecrübe sahibi olmak gerekiyor. Yoksa yapılacak bir yanlış çocuğun geleceğini olumsuz yönde etkileyebilir. Bir damarı yanlış kesmek ya da bir organı keserken öteki organa zarar vermek gibi riskleri bulunuyor” diyor.

İş sadece cerrahi müdahale ile bitmiyor, bir de psikolojik olarak iyi etüd edilmesi gerekiyor. Çocuğun duygusal yönden hangi tarafa meyilli olduğu psikolojik olarak da önem taşıdığı için küçük çocukların erkek mi yoksa kız mı oldukları konusunda şaşırtıcı davranışlar sergiledikleri belirtiliyor. Psikolog Sevim Taş yapılacak yanlışlığın bir ömür problem olabileceğini belirterek: “Çocuk çok küçük yaşta yanlış eğilim sergileyebilir, aldatıcı davranışlarda bulunabilir. Bunun için çocuğun ameliyat yapılmadan önce belirli bir yaşa gelmesi ve davranışlarının netleşmesinin beklenmesi şart. Yoksa ince davranışta bulundu diye erkek organı kesmek içinden çıkılmaz bir durumu ortaya koyabilir” şeklinde konuyu yorumluyor.

Din hünsa diyor

Sözlükte kırılıp bükülmek manasına gelen kadınsı davranışlar gösteren erkek anlamında bir sıfat olan hünsa tabirini kullanan din, bu konumdaki insanların durumunu hukuksal platforma oturtmayı da ihmal etmemiş. İslami öğreti ve gelenekte, erkek ve kadın olarak her cinsin kendine has özelliklerinin korunması ve kendi yönünde geliştirilmesi esas alınmış, kişinin kadınlık veya erkeklik özelliklerini tam olarak taşıdığı halde karşı cinse benzeme özentisi içine girmesi kınanmış, cinsiyet farklılığını koruyucu ve sağlıklı bir cinsi gelişmeyi temin edici bir dizi tedbir alınmıştır. Bundan dolayı Hz. Peygamber (a), kadına benzemeye özenen erkeklere veya erkeklere benzemeye çalışan kadınlara lanet etmiş ve bu tipler için bazı yaptırımlar uygulamıştır. Ancak bu tür ruhi—ahlaki bozukluğun sözkonusu kişilere farklı dini ve hukuki hükümlerin uygulanmasını gerektirmeyeceği ve haklarında tabii cinsiyetleriyle ilgili hükümlerin geçerli olacağı açıktır. Buna karşılık bir kimsenin biyolojik olarak hem kadınlık hem de erkeklik özelliği taşıması veya cinsiyetinin belirsiz olması farklı bir durum olup çok ender rastlanan bu tür yapısal bozukluklar İslami gelenekte tabii karşılanmış ve tâbi olacağı dini ve hukuki hükmü belirleyebilmek için bazı kriterler kullanılması, bazı uyarımların yapılması yoluna gidilmiştir.

Peygamberimiz mirastaki pay alımını açıklarken idrarın geldiği organa göre hüküm verileceğini belirtiyor. Hünsanın halvet, dokunma ile abdest bozulması, ezan okuma, cenazeyi yıkama, cenazesinin yıkanması ve kefenlenmesi, imamet, cemaatle namaza iştirak konularında da benzeri bir ihtiyatın izlendiği görülür. Hünsanın erkeklere ve kendi durumunda olanlara imamlık yapmasının sahih olmayacağı konusunda ittifak vardır. Hac ve umrede ihram konusunda kadının hükümlerine tâbi olur. Şahitlik konusunda ise hünsa kadın gibi muamele görür. Gazeteci–Yazar Ahmet Şahin, hünsa konusunda dinin bütün durumları değerlendirdiğini belirterek: “Toplumun bu konuda yanlış yorumlar yapmaması gerekir. Biyolojik olarak dünyaya gelen insan Allah’ın yaratığıdır. Önemli olan yanlış yorumlanmaması” diyor.

Çift cinsiyet vakaları Türkiye’de her geçen gün artmaya devam ediyor. Genetik ya da başka bir sebepten meydana gelen bu tür doğumlar hem tıp dünyasını, hem de kamuoyunu şaşkına çeviriyor. Sebep ne olursa olsun yaşanılan bu vakalar birer mesaj içeriyor ve bu mesajın yabana atılmaması gerekiyor.

Aksiyon Dergisi – Email:hsoylemez@hotmail.com

one

Tvde dizilerde ve filmlerde sık sık bahsi geçen yüz gençleştirme ve yüz değiştirme gibi operasyonlar hakkında haberimiz:
Kadın İsterse’ adlı dizide Hülya Avşar’ı senaryo gereği 25 yıl gençleştiren Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Tuğrul Turan, ne istediğini bilen ve mantıklı gerekçeleri olan kişilere, tıbbi şartlar ve yaş açısından mahsur yoksa operasyon uygulanabileceğini söylüyor.

Ancak iki önemli kriteri var: Kişiyi tanımayanlar estetik yapıldığını fark etmeyecek; operasyon kişide fiziksel probleme yol açmayacak.

İngiltere’de yayımlanan Bliss dergisi, yaş ortalaması 14 civarındaki 2 bin genç kız arasında yaptığı araştırmada çok ilginç verilere ulaştı. Derginin editörü Chantalle Horton, elde ettikleri neticeleri, “21. yüzyılın trajedisi” sözüyle nitelendirdi. Horton’u dehşete düşüren araştırmaya katılanların büyük çoğunluğu ‘medyanın sürekli gözleri önüne getirdiği ünlülere benzemek ya da erkek arkadaşlarınca beğenilmek’ amacıyla estetik operasyon yaptırmayı düşünüyordu. Katılımcıların yüzde 8’lik küçük bir kısmı hallerinden memnundu.

Bu manzara şüphesiz sadece İngiltere ile sınırlı değil. Benzer bir araştırma Türkiye’de de yapılsa aynı sonuçlar çıkabilir. Bugün estetik, plastik ve rekonstrüktif cerrahi teknolojisi hayli ilerledi. 20 yıl önce, estetik dendiğinde Türkiye’de ilk akla gelen isim şarkıcı Ajda Pekkan’dı. Şimdi estetik yaptırmak sanat, podyum ve sosyete dünyası için adeta adiyattan sayılıyor. Hatta, sıradan insanların da hiç çekinmeden bıçak altına yattıkları basına yansıyor.

Hayatî önemi haiz bu konuyu ‘Kadın İsterse’ adlı televizyon dizisinde rol gereği Hülya Avşar’ı 25 yıl gençleştiren Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Tuğrul Turan’la konuştuk.

-Estetik olayının arkasında ne var?

Aslında, her türlü estetik müdahalenin arkasında kişilere yönelik mecburiyetler vardır. Mesela göz kapağı cerrahisi. Göz kapağı öylesine fazladır ki, görme alanına mani olmaya başlar. Zaten estetik müdahalenin ilk defa yapılması bu vesileyle olmuştur. Yine, 3 yaşında düşerek burnunu kıran bir kız çocuğu 16 yaşına gelmiştir. Ancak, burnu çok kötü durumdadır. Genç bir kız için bu takıntı olabilir ve onun sosyal hayatta başarılı olmasını engelleyebilir. Estetik müdahale bu tür kaygılarla ortaya çıkmış…

-Ancak, bugün estetik cerrahi kamuoyunda daha farklı algılanıyor?

İşin doğrusu, estetik cerrahi plastik ve rekonstrüktif cerrahi branşının yüzde 20’sidir. Halk zannediyor ki estetik hep genç ve güzel görünmek için yapılıyor. Halbuki, yüz kırıkları, yanıklar, el cerrahisi, doğuştan gelen aykırılıklar var. Bütün bu uğraşların yüzde 20’isini almakla birlikte estetik diğerlerinden çok farklıdır.

-Estetik cerrahi her isteyen kişiye uygulanır mı?

Bunu isteyene hiçbir doktorun “Hayır yapmayalım ya da evet yapalım.” deme hakkı yok. Hiçbir doktor yolda yürüyen bir hanımın kolundan tutup “Aman efendim size burun estetiği yapmak lazım” diyemez. Böyle bir hakkı yoktur.

-Bu hak yok ise o halde durum nedir?

Çok ilginçtir. Hiçbir branşta olmayan bir noktadır bu. Estetik kişinin kendisinden kaynaklanan bir ihtiyaçtır. O kişi aynayla ilişkiye girer. Aynadan bir mesaj alır. Acaba şöyle alabilir mi? Böyle olsa daha güzel olmaz mı? Nihayetinde bu ve benzeri sorular zihninde ciddi boyutlara ulaşıp hayatını etkilemeye başladığında o insan sizin önünüze gelir.

-Örnek verebilir misiniz?

Bir memur ailesi vardı. Zor şartlarda üniversitede okuyan 20 yaşlarında bir oğulları vardı. Gencin sağ yanağında, herhangi birinin yolda yürürken dikkatini çekmeyeceği çok hafif bir iz vardı. O yara başkaları için çok önemsiz; ama o gencin zihninde çok büyük bir yara. Öyle ki cam kenarında yer yoksa otobüse binmiyor. Amfide duvar dibinde yer yoksa o derse girmiyor. Şimdi bu çocuğa 20 yaşında yardım edelim mi etmeyelim mi? Sonuçta onunla konuştum. Vazgeçirdim. Eğer bunu aşamazsa estetik yapmak lazım.

-Sonradan değil de doğuştan burnunu ya da vücudunun bir başka noktasını beğenmeyenler var. Varoşlarda estetik patlaması yaşandığı söyleniyor. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kişinin ‘olduğu insan olması’ önemlidir. Burnu ya da kulağı, onun ‘olduğu gibi olmasına’ mani oluyorsa yardım edilmeli. Yalnız burada iki sınır var. Birincisi anormal müdahaleler yapılmamalı. Yani kişiyi tanımayanlar estetik olduğunu fark etmemeli. Zaten estetik yaptırdığı belli olacak müdahaleleri talep edenlere çok dikkatli bakılmalı. İkincisi operasyon kişide fiziksel probleme yol açmamalı…

-Peki bu operasyonların ne kadarı bahsettiğiniz tarzda yapılıyor?

Estetik cerrahın, kendisine müracaat eden bey ya da bayanın burnunu nasıl yapalımla ilgili herhangi bir yorum hakkı yoktur. Çünkü yıllarca yeni burunla yaşayacak olan o hanım ya da beydir. O halde onun ne istediği her şeyden önemlidir. Ancak, anormal istekler olmaması lazım. Yukarıda bahsettiğim iki sınır asla aşılmamalı. Mesela burunsa hava almayı, meme ise süt vermeyi bozmama. Yüz tane güzel bayanla yüz tane yakışıklı adamı yan yana koyun. Hangisi birbirine benziyor. Hiçbirisi. O halde bir tane güzel yoktur. Hepsi birbirinden farklı yığınla güzel vardır.

-İyi de gazetelerde mükemmel güzelliğe ulaşmanın yolunu anlatan haberler çıkıyor; Sezen Aksu’nun dudakları, Türkan Şoray’ın gözleri, Filiz Akın’ın alnı gibi…

Hiç ilgisi yok. Herkesin en güzel yanını alsanız bir araya getirseniz sizi temin ederim bir ucubeyle karşılaşırsınız. Çünkü o vücutta gelişmemiştir. En güzel burnu alıp ayrı bir yüze koyun, iğrenç olur. Herkesin hayran olduğu göğüsleri alıp şu hanıma koyalım iğrenç olur. O halde demek ki organlarla güzellik olmaz.

-Niye o zaman bu tür haberlerle insanların psikolojisi bozuluyor?

Şimdi kimse şu gerçeği telaffuz etmiyor. Yüzde her şeyin algılanması görecelidir. Buruna göre kulak, kulağa göre çene, çeneye göre göz, buruna göre alın, alna göre elmacık kemikleri… Çok ilginçtir aralarında ikili üçlü ilişkiler var. 20 yıl önce 20 dakika konuştuğunuz bir adamı 20 yıl sonra bir otobüs durağında tanıyorsanız burnu, kulağı ya da çenesi sayesinde değil, bu organlar arasındaki ilişki sayesinde hatırlarsınız. O tür bir ilişki yalnız size hastır. O halde kişi ne istediğini bilecek.

-Ya bilmiyorsa?

Doğru, bilmeyenler var. Size birkaç tane kötü örnek vereyim. Hanımefendi buraya gelir. Ayakta durur. Her iki elini yana açar ve döner. Doktor bey bana ne yapsak? Bu tür bir davranış, gelen kişinin ne istediğini bilmediğini gösterir. Herhangi bir doktor size şunu ya da bunu yapalım diyecek olursa bence yanlış yapıyor demektir.

-Estetik cerrahi bir insanı güzelleştirmede bugün hangi noktada? Dizideki Hülya Avşar örneği mümkün mü?

O bana gittiğim her yerde soruluyor. Evet doğrudur. Her şey yerli yerine kondu… Rasyonel ve mantıklı bir nedene bağlı olarak bir insan sizden bunu istiyorsa, insan yüzünü hakikaten tanınmayacak bir hale getirebilirsiniz.

-Bir organ estetikle değiştirildiğinde hastalık ya da travmalarda dayanıklılık oranı değişiyor mu?

Herhangi bir risk yok. Organın normal fizyolojik işlevlerini bozmadığınız müddetçe veya hasta sizden anormal isteklerde bulunmadığı müddetçe bir risk olmaz. Bu iki hudut arasında onun beklentilerini doyurmak mantıklıdır.

-Estetik müdahale için bir yaş sınırı var mı peki?

Hangi müdahalenin hangi yaşlarda yapılacağı bellidir. Mesela kepçe kulak. Kulak, gelişimini 6 yaşında tamamlar. Mümkünse eğer çok kepçe olan kulakların ilkokula başlamadan evvel düzeltilmesinde yarar var. Çünkü bu çocukla dalga geçerler. Dolayısıyla kepçe kulağa erken yaşta müdahale normaldir. Ne zaman buruna geldik, farklılaşır. Yüz kemikleri ergenliğin nihayetinde tamamlanır. Bir burun yapma ihtiyacı var mı, varsa ne yapmak lazım, ne kadar yapmak lazıma ancak ergenlikten sonra karar verilmeli… Mesela hiç hamile kalmamış ve süt vermemiş bir hanımda meme küçültme ameliyatını yapmayız. Ama, kişinin göğüslerinin her biri dörder kilo ise omurgasında bozulmalara yol açıyor ve yürümesini zorlaştırıyorsa o zaman bu ameliyat yapılır.

-Estetikteki en belirgin yanlış ya da yanılgı nedir?

Halk zannediyor ki bizim elimizde sihirli bir değnek var. Yanlış. Estetik cerrahide Türkiye şu anda Avrupa’nın da önündedir. Avrupa’da da zaten bu işi Akdeniz insanları ve Uzakdoğulu insanlar yapar. Zira heykel yapmak gibidir. Yalnızca o gün kendimi iyi hissetmediğim için ameliyatı terk ettiğim olmuştur. İnsan zorla resim ya da heykel yapamaz. Zorla yüz kırığı ameliyatı yaparsınız. Çünkü yüz kırığı operasyonu yoruma açık değildir. Hastaya ne zaman, ne kadar ve nasıl müdahalede bulunulacağı genel cerrahideki gibidir. Ama estetik cerrahide her şey yoruma açık.

-Estetikle şu an aşılamayan ama ileride aşılacak konular var mı?

Halen yanık izleri estetikte bir problemdir. Laboratuvarda cilt yapma çalışmaları var.

-Kök hücreyle mi?

Onlar da var. Ama onlar ayrı. Kök hücreden çeşitli organlar geliştirilebilir. Organ yapılamaz. Kök hücreden ancak hücre geliştirilebilir. Adama böbrek hücreleri yapabilirsiniz; ama asla böbrek yapamazsınız. Hadi klonloyalım. O da bir insandır. Onun hakları vardır. O size böbreğini vermek istemeyebilir. Yanık izleri için gelişmeler var; ama yüzde yüz bir neticeye henüz ulaşılmadı. Laboratuvarda size ait cilt yüzeyi yapmaya çalışıyorlar. Yapay cilt yapmak çok zor bir şeydir. Yapay bir karaciğer yapmaktan daha zordur.

-Bir de estetikte çok tartışılan botoks olayı var…

Botoksun etkileri çok abartılıyor. 100 kişiden ancak 12-13’üne faydası olabilir. Bir tezgahtar mantığıyla yapabildiğinden daha çok işi yaptığı vaat edilerek hastalara uygulanıyor. Yalnızca, yapıldığı kası 6 ay boyunca felce uğratıyor. Onun dışındakilerin hepsi palavra.

-Hülya Avşar örneğinden yola çıkarsak, oradaki olayı yapabileceğini söyleyen bir plastik cerrah olarak çok fazla etik kaygı mı taşıyorsunuz?

Ama mecburuz. ‘Yapılabilecek her şey mutlaka yapılmalıdır’ cümlesi estetikte yanlıştır. Hastalara net olarak ifade ederim. Yüzlerine karşı derim ki, mesela 52 yaşında bir adamsınız sizi ben teknik manada 27 yaşına indirebilirim. Ama, yapmam haberiniz olsun derim. 25 yaş gençleştirme yapıldığında yüzü, ağzı, gözü her biri bir yere gider. Yüz hatlarını mecburen bozarsınız. Yüz hatlarını bozmadan yapmak lazım. Normali 10 yıldır, 15 yıldır. Hasta bunu kabul etmelidir.

-Estetik talep eden erkek sayısı artıyor mu?

Artıyor ama kadın ve erkeklerin talepleri ayrışıyor. Mesela saç ektiren bir kadın göremezken her Allah’ın günü yığınla erkek bunun için merkezlere gider. Erkekler burun, gözkapağı, yüz germe talep ediyor. Bazı müdahaleler refah düzeyi yükseldikçe ortaya çıkar. Her insanın yüzünden bir 10 yıl atılması zor bir şey değildir, yararlı da olabilir. Yürüyüşü bile değişir. Çocuklarını aramıyorsa, çocuklarını arayan adam olur. Mühim olan o kişiyi kendisiyle örtüştürmek. Herhangi bir kişiyi olduğu kişi haline getirmek, amacımız budur.

-Hiç tanınmayacak yüz talebi olanlar var mı? Mesela istihbarat amaçlı değişiklikler…

Adli bir olaydır. Yüzdeki değişikliklerin tanınmaz hale gelmesi için mutlaka adli kayıtların tutulması lazım. Yasal olmalı. Şu anda bunun için bir düzenleme ülkemizde var mı ben bilmiyorum. Bir adamın gelip de tanınmayacak miktarda değişmeyi talep etmesi her hekimde bir miktar şüphe uyandırır. Kendisi olmaktan vazgeçmek anormal bir düşünce. Amacımız daha güzel daha hoş olmaktır, başka birine dönüşmek değil. Başka birisi olmayı talep etmek psikiyatrik bozukluk göstergesidir.

Kaynak: Aksiyon Dergisi

one

Sesiniz değişebilir deseler acaba kimin sesine benzemek isterdiniz? Sesini değiştirmek isteyenler kulak burun boğaz uzmanlarının kapısını çalacak. Çünkü artık ünlü bir şarkıcının sesine bile sahip olmak mümkün..

Sanatçılar başta olmak üzere pek çok kişi için sesini kaybetme korkusu artık geride kaldı. Çünkü Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. İsmail Koçak Türkiye’de bir ilke imza atarak, isteyen herkesin sesini istediği tarzda değiştirebiliyor, ayrıca sesini kaybedenlere önceki sesini yeniden kazandırabiliyor. Dr. Koçak, Zeki Müren’den, Necmettin Erbakan ve Ferdi Tayfur’a kadar binlerce ünlünün seslerinin data kayıtlarını arşivleyerek, koruma altına almış.

ÜNLÜLER KORUNUYOR
Çünkü eski sesi geri getirmenin tek şartı, o sesin önceden data kayıtlarının alınmış olması. Dr. Koçak; Sakıp Sabancı, Recep Tayyip Erdoğan, Orhan Gencebay, Hülya Avşar, İbrahim Tatlıses başta olmak üzere akla gelebilecek pek çok kişinin ses özelliklerinin data kayıtlarını yaparak arşivlemiş. Böylelikle ses özelliklerinin kaydedildiğinden habersiz olan ünlülerin sesleri artık garanti altına alınmış.

Kaynak: http://arsiv.sabah.com.tr/2003/12/25/sag102-20031225.html

36 com

Tüm dünyada estetik operasyonlara en çok ilgi duyan yaş grubu 50 ve üstüyken, Türkiye’de tam tersi olduğu belirtildi.
Bursa’da faaliyet gösteren bir estetik cerrahi kliniğinin sahibi Opt. Dr. Bülent Cihantimur, Türkiye’de 20-30 yaş arasındaki gençlerin en çok tercih ettiği operasyonun burun estetiği olduğunu belirterek daha sonraki operasyonları ise şöyle sıraladı: “10-18 yaş arasında “kepçe kulak” düzeltme, 30-40 yaş arasında yağ aldırma, karın gerdirme, 40-50 yaş arasında da göğüs operasyonları.” Türkiye’de yüz estetiği yaptıranların 20-50 yaş arasında olduğuna dikkat çeken Cihantimur “Dünyada yüz estetiğine en çok ilgi duyan yaş grubu 50′nin üstü. Türkiye’de, bu yaşın üstünde estetik yaptıran yok denecek kadar az.” dedi.

Plastik Cerrah Meryem Gülümser, ekmek parasından kesip, estetik yaptırmak için para biriktirenlerin olduğunu söylüyor. Polis tarafından aranan suçluların da bu yola başvurduğu belirtiliyor. Emniyet Genel Müdürlüğü’ne göre estetik operasyon geçirmiş bir suçlunun yakalanması hemen hemen imkansız. ‘Çakal Carlos’ lakaplı uluslararası terörist Ramirez İliç Sanchez, bu yöntemi kullanarak 20 yıl boyunca onlarca ülkenin polisini ve istihbarat servisini atlatmayı başarmıştı.

Estetik cerrahlar ise “Hastalara sabıka kaydı soramayız.” görüşünü savunuyor. Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Fevzi Yavaş, yüzünde değişiklik yaptırmak isteyenlerin suçlu olup olmadığını araştıramadığını belirtiyor. Plastik Cerrah Gülümser, “Belki de bilmeyerek bir suçlunun yüzünü değiştirmişimdir.” diyor. Plastik Cerrah Gülümser, yüzdeki değişikliklerle kişinin tanınmayacak bir hale getirilebileceğini kaydediyor. Gülümser, şöyle devam ediyor: “Çene gerideyse ileri, ilerideyse geri alınıyor, kısaysa uzatılıyor. Dudaklar kalınsa inceltiliyor. Elmacık kemikler tıraşlanıyor. Elmacık kemiği olmayanlara yenisi yapılıyor. Deri altı yağ tabakasına müdahale edilerek şekil değişiklikleri istenilen seviyeye getiriliyor.” Ancak yüzde istenilen estetik ameliyatlara sıcak bakmayan plastik cerrahlar, bu tür hastaları önce psikiyatra gönderdiklerini dile getiriyor. Op. Dr. Fevzi Yavaş, “Bana elinde Küçük Emrah fotoğrafıyla gelip, ‘Buna benzemek istiyorum’ diyen insanların niyetini bilemem. Belki o insan bir suçlu da olabilir. Bu tür isteklerle gelenlere hasta gözüyle bakmıyorum. Onlara, ‘Senin yerin estetik ameliyat masası değil, psikiyatr odası’ deyip gönderiyorum.” diyor. Bir başka plastik cerrah Op. Dr. Hakan Gündoğan ise yüzündeki bir kusurdan dolayı kendini mutsuz hisseden pek çok insanın, estetik operasyon istediğini, onları mutlu etmek için de gerektiğinde yüz ameliyatları yaptıklarını belirtiyor.

Gündoğan, burnu ve çenesinde yamukluğu olan bir kişinin her ne kadar mutsuz olduğunu söylese de, suçlu da olabileceğinin altını çiziyor. Meryem Gülümser ise adam öldüren birinin ‘Ben suç işledim, yüzümü değiştirmek istiyorum’ talebiyle kendilerine başvurmayacağını, bu nedenle suçluları tespit edemeyeceğini anlatıyor. Parayı seven hekimlerin bu tür operasyonları yapabileceklerini söyleyen Gülümser, estetik cerrahinin suçluları korumak adına bir araç olarak kullanılmasının kaçınılmaz olduğuna değiniyor. Suçlu, estetik operasyon sonrası yakalanamıyor Emniyet Genel Müdürlüğü, suçluyu yakalamak ve tespit yapabilmek için kişinin suç ortamıyla ilgili bir görüntüsünün olması gerektiğini belirtiyor.

Yetkililer sadece yüz görüntüsü ele alınarak yapılacak tespitlerde ise estetik operasyonlarla müdahale edilmeyen ve hâlâ eski yüze ait özellikleri koruyan bölgeler ağırlıklı ele alınarak inceleme yapıldığını açıklıyor. Örneğin kaş bir bayanın yüzünde değişebilir unsurların başında geldiği için kendi başına fikir verebilen bir nitelik taşımıyor. Estetik operasyon geçirmiş bir suçlunun değişik şekillerde kamufle olarak yakalanmasının mümkün olmadığını açıklayan yetkililer, adli bilimler içerisinde yer alan Kriminal Polis Laboratuvarları Dairesi Başkanlığı’nın kendilerine yön verdiğini söylüyor. Emniyet Genel Müdürlüğü bu birimin kullandığı teknikleri şöyle sıralıyor: “Kendisine ait önceden kaydedilmiş ses örnekleriyle yeni sesi, imza ve yazı örnekleri ile önceden çeşitli belgelerde kullandıkları, elde edilecek yeni parmak izi, avuç izi ile kayıtlı olanları bire bir karşılaştırma yapılabilir.

DNA analizleri elde edilecek çeşitli vücut sıvıları ile biyolojik deliller üzerinde çalışılabilir.” Plastik cerrahi denilince akla insanların güzellik uğruna harcadıkları çabalar geliyor. Birçok insan televizyonda gördüğü ünlüye benzeyebilmek için estetik cerrahinin sunduğu son teknolojiyi kullanmaktan geri kalmıyor. Günümüzde ‘Manken Deniz Akkaya’nın burnu, popçu Petek Dinçöz’ün dudaklarından istiyorum’ diyerek estetik cerrahlara koşanların sayısı küçümsenmeyecek kadar çok. Oysa plastik cerrahinin başlangıcında insanların güzelleşme çabaları değil, suç ve suçlular var. Tarihî kayıtlara göre, M.Ö. 600 yılında antik Hindistan’da hırsızlık yapanların burunları kesilir, sonra suçsuz olduğu ortaya çıkanların burunları Sushruta tarafından tamir edilirmiş. Nitekim 2 bin 500 yıl önce suçlular için kullanılan bu yöntem, geçtiğimiz yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çıkardığı ‘Topluma Kazandırma Yasası’ ile yeniden gündeme gelmiş, devlet itirafta bulunan PKK’lılara yüzlerini değiştirme teminatı vermişti. Estetikçi değil doktoruz! Genelde ünlülere yaptıkları estetik ameliyatlarla gündeme gelen plastik cerrahlar, yaptıkları işin sadece insanları güzelleştirmekten ibaretmiş gibi düşünülmesinden oldukça rahatsız.

Hakan Gündoğan, plastik cerrahinin yüzde 30′luk bir kısmını estetik ameliyatların oluşturduğunu belirterek, yanıklar, trafik kazaları sonucu oluşan deri kesikleri, kırıklar, doku kayıpları ve cilt tümörlerinin plastik cerrahinin alanı olduğunu anlatıyor. Bir hafta içinde yaptığı 10 ameliyattan sadece bir tanesinin estetik ameliyat olduğunu söyleyen Fevzi Yavaş, işin para getiren kısmının estetik ameliyatlar olduğunu itiraf ediyor. Yavaş, “Biz işin kaymağını ne yazık ki estetik ameliyatlardan topluyoruz.” diye konuşuyor. Özellikle kadınların sosyal çevreye uyum sağlamaları ve kendilerini iyi hissetmeleri açısından estetik ameliyatları gerekli gördüğünü düşünen Meryem Gülümser, kendini çirkin bulduğu için evlenmeyen pek çok genç kızın estetik ameliyat sonrası evlendiğini dile getiriyor.

Hakan Gündoğan da burnundaki eğiklik yüzünden erkeklerin kendisini beğenmediğini söyleyen pek çok hastasının operasyon sonrası kendisine düğün davetiyesi gönderdiğini anlatıyor. Gündoğan, eşi kendisini aldatan kadınların, sevgilisi kendisini terk eden genç kızların, kendisini beğenmediği için terk ettiğini düşünen erkekten intikam almak içinde estetik yaptırdığını dile getiriyor. Estetik operasyonların sanıldığı gibi sadece ünlüler tarafından yaptırılmadığının altını çizen Meryem Gülümser, fabrika işçisi ve ev hanımının bile estetik ameliyat yaptırdığını anlatıyor.

Gülümser, “Ekmek parasından kesip, estetik için para biriktirenler var.” diyor. Estetik ameliyatların bu kadar ayağa düşmesinde ucuza yapılmasının da etkisi olduğunu anlatan Gülümser şöyle devam ediyor: “Amerika’ da bir burun ameliyatı 15 bin dolar iken, Türkiye’de 2 bin dolar. Yurtdışından, buraya estetik için gelen hastalarım bile var.”

Zaman

none

Son Yazılan Estetik Haberleri

En Çok Okunan Haberler

En Çok Yorum Yapılan Konular

Son Yorum Yapılanlar:

  • irem: merhaba ben 27 yaşında bir çocuk annesiyim doğumda bi hayli kilo aldım ve daha sonra verdim...
  • Zeynep: Mrb benim de sol gözümde bebeklikden beri göz tembelliği ve buna bağlı şaşılık var.....
  • gülcan: minimum 2.500den başlar 1.500 liraya garanti veriyoruz denilen yerlere güvenmeyin.bu iş...
  • volkan: kanki ayni problem bendede var bende 26 yasindayim hem dislerim bozuk hem de alt cenem...
  • Berde: Arkadaşlar merhaba, ben gruba yeni katıldım ve şimdi kendime kızıyorum daha önce neden...